SON DAKİKA

Kayıtlı Olanın Cezası, Kayıt Dışının Avantajı Olmaz!

13 Ağustos, 2026 19:40 Güncelleme: 13 Ağustos, 2026 19:40

Köşe yazısında işleyeceğim konuya girmeden önce şunu belirtmekte fayda var.

Her gazetecinin kendi yazı çizgisi, üzerinde yoğunlaştığı ve kamuoyuna taşımayı tercih ettiği konular vardır. Kimi spor yazar, kimi siyaset, kimi asayiş, kimi ekonomi, kimi magazin… 

Ben de köşe yazılarımda özellikle kayıt dışı ekonomi, kayıt dışı istihdam ve farklı sektörlerde yaşanan sorunları ele alıyorum. Bu, benim tercih ettiğim bir yazı alanı. Dolayısıyla bundan sonra da kayıt dışılığın hangi sektörde karşımıza çıktığına bakmaksızın, kamuoyunu ilgilendiren sorunları dile getirmeye devam edeceğim.

Çünkü gazetecilik, herkesin hoşuna gidecek konuları seçmekten ibaret değildir. Rahatsız edici de olsa, konuşulması gereken konuları gündeme taşımak da gazeteciliğin sorumluluğudur. Biz gazeteciler de elbette yaptığımız işten sorumluyuz. Bir yanlışımız, hukuka aykırı bir ifademiz ya da suç teşkil eden bir yayınımız varsa bunun hesabını Cumhuriyet Başsavcılığı'na, basınla ilgili yetkili adli mercilere ve gerektiğinde yargıya veririz. Bunun dışında, yazdığımız bir konu birilerinin hoşuna gitmedi diye kimseden izin almak ya da hesap vermek zorunda değiliz.

Şimdi gelelim asıl meseleye…

Ağustos ayını ortaladık. Ticaretin, üretimin ve hizmet sektörlerinin hareketliliğinin devam ettiği bir dönemden geçiyoruz. İşletmeler çalışıyor, insanlar çalışıyor, para kazanılıyor. Ancak yıllardır dile getirilen ve çözülmesi gereken önemli bir sorun da bütün bu hareketliliğin içerisinde varlığını sürdürüyor: Kayıt dışı ekonomi ve kayıt dışı istihdam.

Mesele tek bir sektörün meselesi değil. Ticaretin, hizmetin, üretimin, esnaflığın, şirketlerin ve çalışma hayatının tamamını ilgilendiren bir mesele. Çünkü ortada çok basit bir gerçek var: Kayıtlı çalışan bütün yasal sorumluluklarını yerine getiriyor. Kayıt dışı çalışan ise aynı piyasada bu yükümlülüklerin bir kısmını veya tamamını üstlenmeden para kazanıyor.

Peki bu adaletli mi? Değil.

Bir işletme vergi mükellefi oluyor, faturasını kesiyor, vergisini ödüyor, KDV'sini, gelir vergisini, stopajını ve diğer yasal yükümlülüklerini yerine getiriyor. Çalışanlarının SGK bildirimlerini yapıyor. Bütün bunların maliyetini üstlenerek ticaret yapıyor ve para kazanıyor. Aynı alanda başka biri ise kayıt dışı çalışarak daha düşük maliyetle hizmet veya ürün sunabiliyor. O da para kazanıyor.

Böyle bir rekabet düzenine adil rekabet denebilir mi? Elbette denemez. Kurallara uyan işletme bütün yükümlülüklerini yerine getirirken, kurallara uymayanın daha düşük maliyetle piyasada avantaj elde etmesi doğrudan doğruya haksız rekabet meselesidir. Kayıtlı olanın cezalandırıldığı, kayıt dışının avantaj sağladığı bir ekonomik düzen kabul edilemez.

Vergi levhası var diye her şey kayıtlı mı?

Burada özellikle altı çizilmesi gereken bir konu daha var. Bir işletmenin vergi levhası olabilir. Vergisini düzenli olarak ödüyor olabilir. Fatura kesiyor olabilir. Ama yanında çalışan kişi kayıt dışı olabilir. Yani şirket kayıtlı, çalışan kayıt dışı olabilir.

“Part-time çalışıyor”, “günlük geliyor”, “yevmiyeli”, “deneme sürecinde”, “birkaç saat çalışıyor” gibi ifadeler, tek başına çalışanı sosyal güvenlik yükümlülüklerinin dışında bırakmaz. Kısmi süreli çalışma yasal bir çalışma biçimidir. Ancak part-time çalışmak, sigortasız çalışmak anlamına gelmez.

SGK düzenlemelerine göre 4/a kapsamındaki çalışanların işe giriş bildirgesinin kural olarak işe başlamadan önce verilmesi gerekiyor. Kanunda bazı özel durumlar ve istisnalar bulunmakla birlikte temel ilke açıktır: Çalışan kayıt altına alınmalıdır.

Dolayısıyla yalnızca işletmenin vergi levhasına bakarak “Burası tamamen kayıtlı” demek yeterli değildir. Çalışan da kayıtlı mı? Asıl sorulması gereken sorulardan biri budur.

“Bir günlük iş” diye bir hukuk sistemi yok

Bir insan çalışıyor. Sabah işinin başında, akşam işini bitiriyor ve karşılığında ücretini alıyor. Ama SGK'sı yok. Sonra gerekçe hazır: “Bir günlük işti.” “Part-time çalışıyor.” “Yevmiyeli.” “Deneme sürecindeydi.”

Peki o insan çalışmadı mı? Çalıştı. Emek vermedi mi? Verdi. Para kazanmadı mı? Kazandı. O halde sosyal güvenlik hakkı neden yok sayılsın?

Çalışanın bugün aldığı yevmiye, yarının sosyal güvenlik hakkının yerine geçmez. İş kazası olduğunda ne olacak? Çalışan mağdur olduğunda ne olacak? Emeklilik zamanı geldiğinde ne olacak? Bugün birkaç saatlik veya birkaç günlük çalışma diye görülen şey, yarın çalışanın hayatında ciddi bir hak kaybına dönüşebilir.

Peki devlet kaçak kömür ocaklarını neden kapatıyor?

Bunun çok somut ve hepimizin anlayabileceği bir örneği var: Kaçak kömür ocakları.

Bir tarafta ruhsatlı ve yasal şekilde faaliyet gösteren maden işletmeleri var. Vergisini veren, çalışanlarını yasal şekilde istihdam eden, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini yerine getiren, denetlenebilir işletmeler... Diğer tarafta ise ruhsatsız ve kaçak şekilde kömür çıkaran ocaklar bulunuyor.

Şimdi birileri çıkıp “Ama onlar da ekmek parası kazanıyor” diyebilir mi? Hayır.

Devlet neden kaçak ocaklara müdahale ediyor? Çünkü mesele yalnızca birilerinin para kazanması değil. Mesele, o faaliyetin hukuk içinde, ruhsatlı, denetlenebilir ve kurallara uygun şekilde yapılıp yapılmadığıdır.

Üstelik madencilikte mesele yalnızca vergi kaybı değildir. İnsan hayatıdır, iş güvenliğidir, çalışanın sosyal güvencesidir, denetimdir, devletin sorumluluğudur.

Dolayısıyla “O da para kazanıyor” cümlesi, kaçak veya ruhsatsız faaliyeti meşru hale getirmez.

Kaçak sigara, kaçak alkol ve diğerleri...

Aynı durum kaçak sigara için de geçerlidir. Bandrollü ve vergisi ödenmiş ürün satan yasal işletmeyle kaçak ürün satan kişi aynı şartlarda değerlendirilebilir mi? Hayır.

Kaçak alkol konusunda da aynı durum söz konusudur. Devlet neden bunlarla mücadele ediyor? Çünkü “O da para kazanıyor” diye bir hukuk kuralı yoktur.

Para kazanmak, yapılan faaliyeti otomatik olarak yasal hale getirmez. O halde aynı prensibi ekonomik hayatın diğer alanlarında da uygulamak zorundayız.

Biz kayıt dışı olanın karşısındayız

Burada kimse meseleyi başka yere çekmesin. Biz insanların çalışmasına karşı değiliz. İnsanların para kazanmasına karşı değiliz. Ticarete karşı değiliz. Üretime karşı değiliz.

Tam tersine, herkes kazansın. Ama herkes aynı kurallar içerisinde kazansın.

Biz kayıt dışı ekonominin karşısındayız. Kayıt dışı istihdamın karşısındayız. Ruhsatsız ve yasa dışı ticari faaliyetlerin karşısındayız. Vergi yükümlülüklerinden kaçınarak haksız avantaj elde edilmesinin karşısındayız.

Ve bunu kimin yaptığına göre değiştirmiyoruz. Kim yaparsa yapsın karşıyız.

Kayıtlı işletme neden dezavantajlı olsun?

Bütün yasal yükümlülüklerini yerine getiren bir işletmeyi düşünün. Vergisini veriyor, faturasını kesiyor, çalışanının SGK'sını yatırıyor, gerekli bildirimlerini yapıyor. Devletin bütün kurallarına uyuyor. Bütün bunların maliyetini üstleniyor.

Sonra karşısına aynı sektörde kayıt dışı çalışan başka bir işletme çıkıyor. Daha düşük maliyetle çalışıyor. Daha düşük fiyat verebiliyor. Müşteri de doğal olarak fiyat avantajına bakıyor.

Peki kurallara uyan işletmenin suçu ne? Kurallara uymak mı?

İşte bizim itirazımız tam burada. Kurallara uyanın enayi, kurallara uymayanın avantajlı olduğu bir ekonomik düzen kabul edilemez.

Denetim yalnızca kayıtlı olana yapılmamalı

Kayıtlı işletme zaten devletin sisteminde. Vergi kaydı var. Adresi belli. Faaliyeti belli. Beyannamesi var. Çalışanları bildiriliyor. Denetlenebiliyor.

Peki hiçbir resmi kaydı olmadan ticari faaliyet yürütenler? Onlar nasıl bulunacak?

İşte burada etkin denetim gerekiyor. Kayıtlı olanı denetlemek elbette devletin görevidir. Ama kayıt dışı olanı da görmek zorundasınız.

Aksi halde ortaya çok yanlış bir tablo çıkar: Devlet kayıtlı çalışanı sürekli denetlerken, kayıt dışı çalışan piyasada avantaj sağlamaya devam eder.

Bu sürdürülebilir değildir. Mesele yalnızca vergi değil

Kayıt dışı ekonomi yalnızca devletin vergi gelirlerini ilgilendiren bir konu değildir. Çalışanın hakkıdır. İşverenin sorumluluğudur. Emekçinin geleceğidir. Haksız rekabetin önlenmesidir. Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğidir. İş sağlığı ve güvenliğidir.

Ve en önemlisi, adalet meselesidir.

Devletin kayıtlı çalışanı koruması, kayıt dışı çalışanı görmezden gelmesi anlamına gelmemelidir. Tam tersine, kayıtlı olanın hakkı korunurken kayıt dışılıkla da etkin biçimde mücadele edilmelidir.

Devletin yanındayım

Ben bu konuda açık ve net bir yerde duruyorum. Kayıt dışı ekonomi konusunda sonuna kadar devletimin yanındayım. Kayıt dışı istihdam konusunda sonuna kadar devletimin yanındayım.

Vergisini verenin yanındayım. Faturasını kesenin yanındayım. Çalışanını sigortalayanın yanındayım. Kurallara uyanın yanındayım.

Çünkü devletin koyduğu kurallara uyan insanların hakkının korunması gerektiğine inanıyorum.

Kimsenin ekmeğinde gözümüz yok. Herkes para kazansın. Ama bir başkasının hakkını yiyerek, vergi vermeyerek, çalışanını kayıt dışı bırakarak veya yasal yükümlülüklerden kaçınarak elde edilen avantajı da “ticaret” diyerek normalleştiremeyiz.

Kayıtlı çalışan bütün sorumluluklarını yerine getirerek para kazanıyor. Kayıt dışı çalışan da para kazanıyor.

Ama biri bütün yükümlülüklerini yerine getirirken diğerinin aynı yükümlülüklerden kaçınarak avantaj sağlaması...

Böyle bir adalet sistemi yok. Benim söylediğim bundan ibarettir.

Ve bunu hangi sektör, hangi işletme, hangi kişi yaparsa yapsın aynı şekilde söylemeye devam edeceğim. Çünkü mesele kişi meselesi değil.

Mesele hukuk, adalet, emek ve eşit rekabet meselesidir.

Kayıt dışı ekonomi büyüdükçe kayıtlı olanın yükü büyür. Kayıt dışı istihdam arttıkça çalışanın güvencesi azalır. Haksız rekabet arttıkça kurallara uyanın ayakta kalması zorlaşır.

Bu nedenle susmayacağız.

Kayıt dışılığın normalleştirilmesine izin vermeyeceğiz. Çünkü konuşulmayan sorunlar büyür. Denetlenen sorunlar ise çözülmeye başlar.