Şehrin ekonomisini ölçmek için TÜİK verisi falan beklemeye gerek yok. Bir cumartesi sabahı pazara girince tablo zaten suratına çarpıyor. İnsanların adım hızından bile alım gücünün seviyesi okunuyor. Poşeti yarım doldurup fiyat sorup geri bırakanlar, tezgahın önünde uzun uzun “acaba alsam mı” diye düşünenler, ikinci el tezgaha yönelen kalabalık… Hepsi aynı şeyi söylüyor: ekonomi kağıt üzerinde başka, sahada bambaşka.
Pazar artık sadece ihtiyaç karşılanan yer değil; halkın ekonomik hayatta ne kadar zorlandığının barometresi. Bir zamanlar yan ürün diye görülen ikinci el artık nefes borusu. Battal beden kıyafetler talep patlaması yaşıyor çünkü insanlar “uzun süre giyilsin” mantığıyla tercih yapıyor. Sıfır ürün reyonu ise ancak fiyat-performans dengesini tutturursa ilgi görüyor. İnsanların cebindeki para azaldıkça pazar daha stratejik, daha seçici bir alan haline geldi.
Pazardaki her ses, her itiraz, her pazarlık aslında ülkenin genel ekonomik fotoğrafının küçültülmüş bir versiyonu. Bir tezgahın başında yaşanan küçük bir tereddüt, ekonominin büyük resminde koca bir kırılmaya karşılık geliyor.
Pazarın dönüşen yapısı aslında bir ekonomik alarm sistemi gibi. Gelir dengesizliği büyüdükçe tüketim davranışı da değişiyor. İnsanlar artık “ihtiyaç mı lüks mü?” sorusunu daha sık soruyor. Ortalama bir ailenin alışveriş sepeti son yıllarda küçüldü ama bu küçülme sadece miktarda değil, alışkanlıkta da oldu. Bir ürünün dayanıklılığı, fiyatı, tekrar kullanılabilirliği ve uzun vadeli getirisi, karar mekanizmasının merkezine oturdu.
İkinci elin yükselişi sadece yoksullaşmanın değil, yeni ekonomik reflekslerin de göstergesi. Risk alan müşteri profili azaldı; deneme-yanılma devri kapandı. İnsanlar her harcamayı küçük bir yatırım gibi görüyor. Pazar, bu yüzden artık ekonomik daralmayı en hızlı gösteren alan. Marketlerdeki raf düzeninden önce pazarın yürüyüş yolu değişiyor.
Satıcı tarafı da buna ayak uydurmak zorunda kaldı. Ürün gamını müşteri davranışına göre dönüştürmek, fiyatlandırmayı günlük hatta saatlik ayarlamak, malı elde tutup zarar etmemek… mikro ölçekte rekabet yönetimi artık pazarın günlük rutini. Tüketicinin güven kaybı da fiyatlara karşı duygusal toleransı düşürüyor; en ufak zam bile tepki yaratıyor çünkü herkes cebinin sınırında yürüyor.
Özetle, pazar bugün şehrin ekonomik röntgeni. Buradan çıkan görüntü ne kadar netse, ülkenin genel tablosu da o kadar anlaşılır oluyor.