Son zamanlarda sosyal medyada aynı sahneyi görüyoruz: Gıda kolileri, yardım paketleri, kameralar, pozlar… Yardımın kendisi kıymetli ama sunumu başka bir şey anlatıyor.
Bir soru dönüyor ortalıkta: Neden herkes fakir fukaranın üstüne oynuyor?
Çünkü fakir konuşamaz. Çünkü fakir itiraz edemez. Çünkü fakirin görüntüsü duygusal prim yapar. Yardım eden kazanır, fotoğraf çeken kazanır, paylaşan kazanır. Fakir ise vitrinde duran figür olur.
Yardım etmek insanlık görevidir. Ama yardımı sahneye çevirdiğin anda mesele yardım olmaktan çıkar, PR çalışmasına dönüşür. İyilik gizli yapılır sözü boşuna değil. Gizli yapılan iyilik vicdana, sergilenen iyilik algoritmaya çalışır.
Fakirlik kimsenin reklam panosu değildir. Fakirlik bir dramdır, içerik formatı değil. Gerçekten yardım etmek isteyen sessizce yapar, adını değil ihtiyacı büyütür.
Bugün köy köy dolaşıp koliyi dağıtanlar yarın başka bir şeyin reklamını yapar. Çünkü amaç yardım değil, görünürlük olur. Oysa gerçek büyüklük afişte yazmaz, kameraya sığmaz, story’de parlamaz. Gerçek büyüklük ilan edilmez, fark edilir.
Belki de asıl soru şu: Yardımı mı büyütüyoruz, kendimizi mi? Cevap paylaşılan fotoğraflarda gizli.