Ereğli’de yılbaşı yaklaşırken etkinlik sayısı hızla çoğalıyor. Kafeler, salonlar, işletmeler… Herkes bir program hazırlığında. Afişler aynı, sloganlar aynı, vaatler aynı. Tek değişen çoğu zaman sadece mekânın adı.
“Kırmızı balo, mavi balo, yılın en iyi eğlencesi” gibi iddialı başlıklar artık neredeyse her duyurunun standart parçası. Herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor; etkisi olan da, olmayan da aynı kalabalığın içinde kayboluyor. Başlıklar gösterişli, ama içerik çoğu zaman birbirinin tekrarı: aynı müzikler, aynı cümleler, aynı akış.
Büyük firmalar bütçelerine yaslanıyor, küçük işletmeler ise ayakta kalabilmek için etkinliğe sarılıyor. Ortaya çıkan tablo net: Etkinlik sayısı artıyor ama gerçek anlamda fark azalıyor.
Ve en önemlisi…
Bu etkinliklerin en büyük tuzağına çoğu zaman kadınlar düşüyor. “Eğlenmek”, “nefes almak”, “özel hissetmek” vaadiyle sunulan geceler; çoğu zaman pahalı, tektipleştirici ve beklentinin çok gerisinde kalan organizasyonlara dönüşüyor. Hazırlık, masraf, emek yine kadınlardan çıkıyor; karşılığında verilen şey ise çoğu zaman sadece bir akşamlık dekorlu bir kalabalık.
Bir de işin görünmeyen tarafı var: Vergi yükü. Yapılan her bilet satışı resmi gelir kabul ediliyor ve KDV dahil olmak üzere vergilendiriliyor. Bu durum, özellikle küçük işletmeler ve bireysel organizatörler için ciddi bir finansal baskı oluşturuyor. Kâr etmek bir yana, çoğu zaman maliyetlerle boğuşulan bir tablo ortaya çıkıyor.
Zaten “Apartman Altında Eğlence, Üstünde Çile” başlıklı yazının yüksek okunma oranı da şunu gösterdi: Toplum bu konunun farkında. Herkes payına düşeni alıyor. Bu işler vergi kaçırarak, katakulliyle yürümüyor. Şeffaflık ve kayıt dışına bulaşmayan bir düzen, hem sektör hem de vatandaş için tek sağlıklı yol.
Bugün mesele sadece bir program düzenlemek değil. Asıl soru şu: Neden yapıyorsun ve gerçekten ne sunuyorsun? Çünkü herkesin söylediği aynı cümleler, artık kimseye özel hissettirmiyor.
Yeni yılda fark yaratacak olan süslü başlıklar değil; insanların aklında ve kalbinde iz bırakan deneyimler olacak.