Karadeniz Ereğli’de yoğun kar yağışı nedeniyle metruk bir binanın bir bölümü çöktü. Neyse ki olay sırasında yaralanan olmadı. Ancak bu yaşanan, sadece tek bir olay değil; uzun süredir görmezden gelinen bir gerçeğin sessiz uyarısı.
İlçenin özellikle ilk yerleşim alanları olan Akarca ve Orhanlar Mahalleleri başta olmak üzere birçok noktada, yıllardır kaderine terk edilmiş metruk yapılar bulunuyor. Bu binaların önemli bir kısmı çok hisseli tapular nedeniyle hukuki süreçlerde tıkanmış durumda. Kimi, “sit alanı” kapsamında olduğu için müdahale edilemiyor. Sonuç ise aynı:
Binalar çürüyor, risk büyüyor.
Bu yapılarda kimse yaşamıyor olabilir. Ancak hemen yanlarında ve karşılarında insanlar yaşamaya devam ediyor. Çocuklar oyun oynuyor, vatandaşlar günlük hayatına devam ediyor. Bir çökme anında zarar görecek olanlar yine bu insanlar.
Bugün “şans eseri” can kaybı yaşanmadı. Fakat hepimiz biliyoruz ki şans, kalıcı bir önlem değildir.
Bu nedenle artık şu soruyla yüzleşmek zorundayız:
Metruk binalar kaderine terk edilerek, onların bir gün kendiliğinden yok olmasını mı bekleyeceğiz?
Yoksa insan hayatını önceleyen bir çözüm iradesi mi ortaya koyacağız?
Bu sorun yalnızca hukuk, miras ya da statü meselesi değildir.
Bu sorun, can güvenliği meselesidir.
Yerel yönetimler, ilgili kurumlar ve yapı sahipleri arasında ortak bir çalışma modeli geliştirilmesi şarttır. Riskli binalar tespit edilmeli, güvenlik tedbirleri artırılmalı ve yasal süreçler hızlandırılmalıdır.
Bugün yaşanan olay, aslında bir uyarıdır. Umarız bu uyarı, bir gün daha ağır bir tabloyla karşılaşmadan önce ciddiyetle ele alınır.
İnsan hayatının üzerinde hiçbir statü, hiçbir bürokrasi ve hiçbir “bekleyelim” anlayışı durmamalıdır.