6 Şubat bu ülkede sıradan bir tarih değil. Saat 04.17’de durmuş hayatların, bitmeyen bir acının adı. Böyle bir günde yapılan her anma, kim tarafından yapılırsa yapılsın, saygıyı hak eder.
Karadeniz Ereğli Belediyesi tarafından, Maraş merkezli depremin yıl dönümünde düzenlenen anma töreni bu hassasiyetle gerçekleştirildi. Program vardı, çağrı vardı, emek vardı. Belediyeyle ortak kullanılan WhatsApp grubundan bir gün öncesinde duyuru yapıldı. Yani kimse “haberimiz yoktu” diyemez.
Anmada sadece kaybettiklerimiz anılmadı. Depremin ilk günlerinde Karadeniz Ereğli’den yardım götüren tır şoförleri ve firmaları da unutulmadı. Zor şartlarda, hiçbir şey düşünmeden yola çıkan o insanlar için teşekkür belgeleri verildi. Bu, sessiz kahramanlara gösterilmiş yerinde ve anlamlı bir vefaydı.
Biz oradaydık. Az sayıda olsak da vardık. Tanıktık.Ama şunu da söylemek gerekiyor: Aynı sorumluluk duygusu ne yazık ki herkes tarafından paylaşılmadı. Koca bir felaketin yıl dönümünde alanda olması gereken birçok meslektaşımız yoktu. Bu yokluğu “abonelik”, “tasarruf”, “araç kartı iptali” gibi gerekçelerle açıklamaya çalışmak ise mesleki açıdan izah edilebilir değil.
6 Şubat, araç kartı tartışılacak bir gün değildir.6 Şubat, Facebook’tan sitem yazıları yazılacak bir gün hiç değildir.Bu tarih, gazeteciliğin neden var olduğunu hatırlatan günlerden biridir.
Gazetecilik; davet var mı, yemek var mı, kart var mı hesabı değildir. Gazetecilik bazen hiçbir konforu olmayan bir alanda, sadece sorumluluk duygusuyla bulunmaktır. Beğeni toplamak için değil, hafızaya kayıt düşmek için yapılır.
Anma yapıldı.Emek verildi.Vefa gösterildi.Eksik olan organizasyon değil, mesleki ciddiyetti.
Biz görevimizi yaptık. Tanıklık ettik, not aldık, kayda geçtik. Çünkü yarın biri çıkıp “kimse ilgilenmedi” dediğinde, bu şehirde buna itiraz edecek bir hafıza olsun istedik.
Eleştiri belediyeye değil.Eleştiri, bu günü es geçmeyi tercih edenlere.Ve bu, kimsenin kişisel meselesi değil.Bu, gazeteciliğin kendisiyle ilgili bir sınavdır.