SON DAKİKA

BİR GAZETENİN 13 YILI, BİR MESLEĞİN 29 YILI

BİR GAZETENİN 13 YILI, BİR MESLEĞİN 29 YILI.. 20 Eylül, 2026 21:24 Güncelleme: 20 Eylül, 2026 21:24 BİR GAZETENİN 13 YILI, BİR MESLEĞİN 29 YILI

17 Eylül 2013…

Gazeteyi kurduğum tarih.

Elimde büyük bir sermaye yoktu. Arkamda güçlü bir maddi destek de yoktu. Ama yıllardır bu mesleğin içindeydim ve ne yapabileceğimi biliyordum.

Meslek hayatım 1997 yılında radyo programcılığıyla başladı. Radyo ve televizyon yıllarım boyunca yayıncılığın hemen her alanında çalıştım. Haber sundum, program hazırladım ve sundum, rejide görev aldım, sahaya çıktım, kamera kullandım, fotoğraf ve video çektim, kurgu ve prodüksiyon yaptım, reklam metinleri yazdım, reklam seslendirdim, reklam sattım, yöneticilik yaptım, çalıştığım kurumların muhasebesini tuttum. Televizyonculuk hayatımın son döneminde de 7 yıl çalıştım.

Kısacası bu mesleğin yalnızca bir tarafında değil, neredeyse her tarafında çalıştım.

Üstelik bunlar yalnızca görevlerden ibaret değildi. Maçlar çektik, futbolcularla yarışmalar yaptık, stüdyo programları hazırladık. “Ünlüler Sesleniyor” programında pek çok sanatçıyla stüdyoda ve telefon bağlantılarında çalıştım.

Haber için sahaya çıktım. Röportajların peşinden koştum. Kazaya, olaya, habere gittim. Geceleri sabahladığım, bir programı ya da haberi yetiştirmek için saatlerce çalıştığım çok oldu.

Bugün Türkiye genelinde bu mesleğin yalnızca bir alanında değil, birçok kademesinde çalışarak kendisini yetiştirmiş insan sayısının çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Yerel medyada ise bunun örnekleri zaten bir elin parmaklarını geçmez.

Bunu bir övünme cümlesi olarak değil, 29 yıllık mesleki geçmişimin bana verdiği bir tespit olarak söylüyorum.

Çünkü biz bu mesleği böyle öğrendik.

Yerel medyada “Ben sadece haber yaparım” deme şansınız çoğu zaman yoktu. Gerektiğinde haber yazacaktınız, gerektiğinde mikrofonu elinize alacaktınız, gerektiğinde kameranın arkasına geçecektiniz, gerektiğinde kurguyu yapacaktınız, gerektiğinde reklam bulacaktınız. Bir gün stüdyoda, ertesi gün sahada olacaktınız.

Bizim kuşağımız böyle yetişti.

17 Eylül 2013'te gazeteyi kurduktan yalnızca 10 gün sonra, 27 Eylül 2013'te gazetenin ilk sayısını bastırıp dağıtıma çıkardım.

Bu kararı bir hevesle vermedim.

Yıllardır çalıştığım kurumlar için reklam ve gelir yaratmıştım. Seçim dönemlerinde de çalıştığım kurumlara kaynak oluşturmuştum. Bir gün kendime, “Yıllardır çalıştığım kurumlar için bunu yapabiliyorsam, kendi işim için hayli hayli yapabilirim” dedim.

Ve riski aldım.

Gazeteyi sıfır sermayeyle kurdum.

Gazete çıkarmak ise sadece haber yazmaktan ibaret değildi. Ankara'da sekiz sayfa, renkli gazete bastırıyordum. Dağıtım günlerinde sabahın beşinde kalkıp yola çıkıyordum. Esnaf dükkânını açmadan gazeteleri kapıların altından bırakıyordum.

Gazetenin okunması için röportaj yetiştirmek adına sabahladığım geceler oldu.

Çünkü benim için bir gazetenin yalnızca basılması yetmiyordu. Okura ulaşması gerekiyordu.

Dergiler de çıkardım. Broşür, kartvizit, magnet, emlak ilanları ve daha pek çok basılı iş yaptım. Fakat basılı yayıncılığın maliyeti hiç kolay değildi. Kuşe kâğıdın fiyatının dövize bağlı olarak yükselmesi, tasarım süreçleri, baskı maliyetleri ve istediğiniz işi istediğiniz zamanda ve kalitede çıkaramamak zaman zaman ciddi mücadele gerektirdi.

Bir taraftan da insanların haber tüketme alışkanlıkları değişiyordu.

Bizim insanımız okumaktan çok izlemeyi ve dinlemeyi seviyor. Gazete ve dergi okuma konusunda ise toplum olarak daha zayıfız. Gazete veya dergi eline alanların önemli bir kısmı önce başlığa, sonra fotoğrafa bakıyor. Ben de bunu görerek kendi yayınlarımda başlık ve fotoğrafa özellikle önem verdim.

Çünkü medya değişiyorsa, gazeteci de değişmek zorunda.

Radyo da değişti.

Bugün istediğiniz müziği istediğiniz anda internetten açabiliyorsunuz. Fakat ben hâlâ şuna inanıyorum:

Radyoyu dinleten programcıdır.

İyi bir yayıncı, iyi bir programcı varsa radyo hâlâ dinlenir.

Televizyonda da büyük bir dönüşüm yaşandı. Yerel televizyon dönemi büyük ölçüde geride kaldı. Oysa özellikle belli bir yaşın üzerindeki insanların hayatında televizyon hâlâ önemli bir yere sahip.

Her şeyin dijitale taşınmasının herkes için gerçekten daha iyi olup olmadığını ise zaman gösterecek.

Bütün bu değişimlerin yanında yerel medyanın ekonomik şartları da zorlaştı. Dijital medya reklam pastasından daha fazla pay almaya başladı. Yerel işletmelerin ekonomik şartları da reklam bütçelerini etkiledi.

Ama bütün bunlara rağmen yerel medya hâlâ ayakta kalmaya ve üretmeye çalışıyor.

Benim asıl üzüldüğüm mesele ise sadece teknoloji ya da ekonomi değil.

Ekip ruhunun kaybolması.

Ben bu mesleği ekip çalışmasının içinde öğrendim. Radyo ve televizyon dönemlerinde bir işi ortaya çıkardığımızda “Ben yaptım”dan önce “Biz yaptık” derdik.

Çünkü ekip çalışmasının içinde yoğrulan insan, başarının tek kişiye ait olmadığını öğrenir.

Bugün meslektaşlar arasındaki dayanışmanın, birlik duygusunun ve birlikte üretme kültürünün eskisi kadar güçlü olmadığını görmek beni üzüyor.

Bazen insanı meslekten soğutan şey yaptığı iş değil, mesleğin içindeki ilişkiler oluyor.

Hatta bugün bu meslekte, kimseye eyvallah etmeden, yalakalık yapmadan ayakta durmanın giderek zorlaştığını düşünüyorum.

Bu benim yıllar içinde edindiğim bir meslek gözlemidir.

Bir başka mesele de yeni nesil gazeteciler.

Bizden önce bu işi yapanlardan öğrendik. Onların yanında çalıştık, izledik, hata yaptık, düzelttik, sahada piştik.

Şimdi aynı zincirin devam etmediğini görüyorum.

Araştıran, sorgulayan, gözlemleyen, haberin peşine düşen yeni gazeteciler yetiştirmek giderek zorlaşıyor.

Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Basın bizim kuşağımızla birlikte mi bitecek?

Elbette bitmesini istemiyorum.

Ama bir mesleğin geleceği yalnızca teknolojiyle değil, o mesleği gerçekten öğrenmek isteyen insanların yetişmesiyle mümkün.

Bir de Ereğli'nin kendisi var.

Bu şehirde birçok proje konuşuluyor, birçok şey planlanıyor. Fakat destek konusunda aynı heyecanı her zaman göremiyoruz. Yerel basın da bundan nasibini alıyor.

Oysa yerel medya yalnızca haber yayınlayan bir mecra değil.

Yerel medya, bir şehrin hafızasıdır.

Ve 29 yılın bana bıraktığı bir başka şey daha var:

Mesleki deneyim.

Bugün hâlâ bu deneyimin ekmeğini yiyorum.

Yayıncılık ve programcılık altyapımı, özel gecelerde insanları eğlendirmek ve gecenin programını, akışını kurgulamak için kullanıyorum. Kendimi hiçbir zaman yalnızca DJ olarak görmedim.

Çünkü benim yaptığım iş, müzik açıp çalmaktan ibaret değil.

Yılların yayıncılık, programcılık, sunuculuk ve sahne deneyimini bir araya getirerek gecenin akışını oluşturuyor, insanlarla iletişim kuruyor ve eğlenceyi yönetiyorum.

Kısacası yıllar önce meslekte edindiğim bilgi, birikim ve tecrübe bugün de bana ekmek oluyor.

O altın bilezik hâlâ kolumda.

29 yıldır bu mesleğin içindeyim.

Radyo değişti.

Televizyon değişti.

Gazetecilik değişti.

Teknoloji değişti.

İnsanların haber alma biçimi değişti.

Ben de değiştim.

Ama bir şeyi değiştirmedim:

Üretme isteğimi.

Çünkü bu meslek yalnızca gönül işi değil. Sabır ister, emek ister, üretmek ister, sürekli öğrenmek ve kendini yenilemek ister.

Geçmişte yaptıklarınızla yıllarca yürüyemezsiniz. Kendinizi yenilemezseniz, bir süre sonra meslek de sizi geride bırakır.

Ben yıllar boyunca çalıştığım kurumlara bir şeyler katmaya, çıtayı yükseltmeye, kendi işlerimde de her dönemin şartlarına ayak uydurmaya çalıştım.

27 Eylül 2026'da, gazetenin ilk sayısının dağıtıma çıkışının 13. yılını dolduracağız.

Ben bu yazıyı o günü beklemeden, 20 Eylül'de kaleme alıyorum.

Çünkü bazen insanın durup geriye bakması için özel bir güne ihtiyacı olmuyor.

13 yıl bir gazetenin hikâyesi.

29 yıl ise bir mesleğin.

Ve benim hikâyem henüz bitmedi.

Çünkü hâlâ yazacaklarım, anlatacaklarım, üreteceklerim var.

Daha yolun başında değilim; ama yolun sonunda da değilim.

Bu meslekte öğrendiğim ne varsa, bundan sonra da kalemime, mikrofonuma, sahneme ve yaptığım her işe yansımaya devam edecek.

Çünkü 29 yıl bana yalnızca bir meslek değil; hayat boyu taşıyacağım bir birikim bıraktı.

O altın bilezik hâlâ kolumda.

Ve benim daha yapacak çok işim var.

Yorum Ekle