Seyhan Dikay

"Gazetecilerin Sidik Yarışı"


Seyhan Dikay
28 Mayıs 2017 Pazar 17:44

Gazetecilik terimini yeniden açıklamaya gerek yok, Gazeteci kime denir? Gazetecinin görevleri nelerdir? Bunları zaten meslek içinde yer alan, bu mesleği hakkıyla icra eden herkes biliyor.

Ama sektörde ciddi depremler yaşanıyor, özellikle yerel bazda Zonguldakgenelinde Gazetecilik yapan bir kısım meslektaşın yazdıklarını okuduğumda hayretler içinde kalıyorum.

Kamuoyunu aydınlatma görevi üstlenen Gazetecilerin, sürekli olarak köşe yazılarında yada manşetlerde aleyhte birbirini karalama zihniyeti ile ne gibi bir sonuca ulaşmaya çalıştıkları hakkında bir fikrim olmadığı gibi, okuyucuyu da, yaşanan sorunlar silsilesi ile meşgul ederek kalemi sorunlara çözüm noktasında değil, birbirinize yakışıksız iftiralar ile, yıkıcı bir uslüpla eleştirip, sonrada kamuoyundan saygı beklemek birbirine ters orantılı bir durum.

2005 yılından önce ki meslek yaşantımızı özler hale geldik. Birbirimize kenetlenip, kollektif yapılan işler, karşıya karşıya geldiğimizde o içten sıcak sohbetlerin yerini, şimdi ise, nefret, kin ve düşmanlık aldı. Yanlızlaştık. Mesleğimize de 3-5 defolu yüzünden bakış açısı değişti.

Bir paket sigaraya, bir tabak yemeğe haber yapar sözlerini duymak canımızı acıttı. Sap ile saman birbirine karıştı. Kimisi patronunun silahşörlüğüne soyundu, kimisi ise "Gazete patronuyum" diyerek elimde belge, bilgi olmasa da yazar, karşı tarafı ürkütür bir sakal parası alırım edasına düştü.

Gazeteci gündem yaratmak yerine, gündem konusu oldu. Gazeteci halkın sorunlarına parmak basacağına kendi kanayan parmağı ile uğraşmaya başladı. Kimisi rüzgar nereye eserse o tarafa savruldu. Kimisi sabun köpükleriyle kimisi de kumdan kaleler inşa etmek ile meşgul oldu.

Bir diğeri bir başka Gazetecinin iş yapmasından gocundu, o emek veren alnının akı ile çalışan meslektaşına hırsız, şantajcı demekle de yetinmedi! ayrıca yaptığı herhangi bir haberin altına argo sözcük kullanmayı kendinde hak gördü.

Bir diğeri soluğu Savcılıkta aldı, bir diğeri karakola ifade ye çağrıldı, Gazetecilik mesleğinde savcılığa ifade vermeye de giderseniz, yaptığınız bir haber nedeniyle mahkemelikte olursunuz. Zaten bizim mesleğin içinde yerlan bir söz vardır“Yaptığın bir haber nedeniyle hakkında hiçbir dava açılmadıysa Gazeteci değilsindir” diye… Ama tabi ki bu bahsettiğim elinizde ispat edebileceğiniz belge, kanıt varsa, yaptığınız haberin arkasında durabilecek kadar doğruysa o zaman geçerlidir.

  “Mış-muş” ile yapılan Gazeteciliğin yanında “kopyala yapıştır” gazeteciliğinin son 10-15 senedir moda olduğu kentimizde, eline mevkute alarak Basın Savcısına onaylatıp hayatında sadece “Cek ve Cak” demekten bir adım öteye gidememiş, yemekten yemeğe, kahvaltıdan kahvaltıya depar atan, ardından iki kelimeyi bir araya getirip haber yazamayan kişilerle dolan mesleğimizde defolu sayısında artış gözlendi.

Her zaman söylediğim bir lafı tekrar edeyim. “Ereğli’de Gazete çok, Gazeteci az.” İlk baktığınızda Ereğli’de 50’den fazla gazeteci (!) var. Ancak bunlardan yaklaşık 10’u bu mesleğin adamı, profesyonel gazetecilerdir. Kalanlar, Türkçeyi dahi doğru dürüst kullanamayan, başka mesleklerde oldukları halde kendilerini gazeteci diye lanse eden kişilerdir. Sosyal medyada üç beş satır yazarak gazetecilik yaptıklarını sanarlar. 

Gazetenin künyesinde de yer alan, “Gazetemiz Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumlulukları Bildirmeye Söz Vermiştir” kuralına uyan kaç kişi var.  Sorsan! Gazetecinin hak ve sorumluluğu nelerdir? Diye… Kaç kişi içini doldurupta cevap verebilir.

Burada STK’lara, siyasilere ve ticaret erbabına düşen görev oldukça fazladır. Bu saydığımız üç önemli sac ayağı bunları ayırmadığı sürece. Mesleğini reel manada yapanları, zor durumda bırakmaya devam edeceklerdir.

Gazetecilik yerelde başlar, bugün nasıl Hükümetler ilk önce yerel yönetimlere önem veriyorsa, yerel’den genele doğru gazetecilik önem kazanır. Mekân, zaman ve mesai mefhumu olmadan özveriyle ve aşkla yapılan dünyadaki en zor mesleklerden olan gazetecilik aynı zamanda da oldukça onurlu bir meslektir. Bu onurlu mesleği kendi ayaklarınızın altında çiğnemeyin.

Ben, saldırı olmadığı takdirde meslektaşlarımla asla kavga etmemişimdir. Hep savunmada kalarak yazmışımdır. Oysa Ereğli’de gazetecilerin birbirlerine düşman olmalarını gerektirecek hiçbir rant yoktur. Gerçek gazeteciler, ihale alamazlar. Kamu kurumlarına bir şey satamazlar. Plajlarda şezlong, şemsiye, pazar yerlerinde tezgah sahibi olamazlar. Yaptıkları iş, kalemleriyle ekmeklerini kazanmaya çalışmaktır.

     Gerçek gazeteciler,  han, apartman için değil.. Araba, yat için bu mesleği yapmazlar. Kimimiz orta halimizde, kimimiz yoksulluk sınırında, hatta kimimiz açlık sınırında günler geçirdik. Ve halada geçirmeye devam ediyoruz.

 Düşük hayat standardıyla ayakta kalmak için gazetecilik yapmaya çalışan arkadaşlarımız bugün hâla var. Ben 20 yıldan bu yana aynı meslekteyim. Neyim var? Meşhur deyimiyle “bir bisikletim bile” yok! Ama isyan etmiyorum.

 Bu meslekte yaşadığım sıkıntılar, yoksulluk, kavgalar, acılar, yazmaya kalksam koca bir kitap olur.

 Yaşadığımız ilçe’de ve vilayette  gazetecilik mesleği ciddi bir statü kaybı yaşıyor. Bu kaybı yeniden kazanmak bir depremin bir şehre verdiği tahribatı onarmak kadar uzun yıllar alacak.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık